Ana Sayfaya Dön Hakkımızda | Üye Girişi | Bize Katılın | İletişim
Ana Sayfa | Şimdi Sat | Şimdi Al | Satış İlanları | Ürünler | Satıcılar | Alıcılar | Alım İlanları | Benim Hesabım
Arama:
Bugün - 06 09 2010

Kategori ile Araştır
Aletler
Ambalaj ve Baskı
Ayakkabı ve Aksesuarları
Çevre
Ölçüm ve Analiz Cihazları
Bavul, Çanta ve Kılıflar
Bilgisayar Donanım ve Yazılım
Elektrik Ekipmanları ve Malzemeler
Elektronik Komponentler ve Donanımlar
Enerji
Ev Aletleri
Ev ve Bahçe
Güvenlik ve Koruma
Güzellik ve Kişisel Bakım
Genel Endüstriyel Ekipmanlar
Giyim
Hediyelik ve Sanat
Hırdavat
Işıklar ve Aydınlatma
Kauçuk ve Plastik
Kimyasallar
Makineler
Mekanik Parça ve İmalat Hizmetleri
Mineraller ve Metalurji
Mobilya
Moda Aksesuarları
Ofis ve Okul Malzemeleri
Otomobiller ve Motorsikletler
Oyuncaklar ve Hobiler
Saatler, Takı ve Gözlük
Sağlık ve Tıp
Servis Ekipmanları
Spor ve Eğlence
Stok Envanteri
Tarım
Taşımacılık
Tüketici Elektroniği
Tekstil ve Deri
Telekomünikasyon
Ticari Servisler
Yiyecek ve İçecek
İnşaat ve Emlak
Haberler - Tam Metin » Haber Arşivi için buraya tıklayınız
Modacıydı Oscar'a aday oldu   -  06 03 2010

Modacıydı Oscar'a aday oldu

Paylaş Benimsayfam'da Paylaş
Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş
Yeşim Çobankent / Hürriyet CUMARTESİ 6 Mart 2010
Ünlü modacı Tom Ford’un Oscar adayı ilk filmi A Single Man eleştirmenleri de seyirciyi de şaşırttı. Bu film uzun bir parfüm reklamı mı zarafetle anlatılmış bir erkek öyküsü mü?

Kimse Tom Ford'dan böyle bir film beklemiyordu. Oldum olası aktörlükte gözü olduğunu söyleyen ünlü modacıi bu rüyasını gerçekleştiremese de, sinemaya gösterişli bir başlangıç yaptı. Teksaslı bir tasarımcının yönettiği ilk film "A Single Man" (Bekar Adam) sadece kuru kuruya beğenilmeklenme de kalmadı. Eşcinsel edebiyat profesörünü canlandıran başrol oyuncusu Colin Firth, Oscar'a aday oldu. Julianne Moore ve Nicholas Hault'un da parladığı film, son zamanların en şık ve zarif yapımlarından.

“Zamanımın çoğunu Tom’u izleyerek geçiriyordum. Tam anlamıyla büyüleniyordum. İnanılmaz yakışıklıydı, bir Hollywood yıldızı gibiydi. Onun yakınında olduğum zaman konuşacak kelime bulamıyordum. Pişman olurdum konuşamadığım için. Tom sayesinde disiplin anlayışı edindim ve düzenli olmayı öğrendim. Duvarlar bomboştu, sadece masalarda orkideler vardı. Ofis sanki bir hastane gibiydi, her yer hijyenikti. Orkidelerden bir yaprak düştüğünde Tom orkideyi hemen alıp çöpe atardı. Çiçekleri çöp tenekesinden çıkarıp evimize götürürdük.”
Gucci’deki patronu Tom Ford’u böyle anlatıyor, şimdiki tasarımcısı ve yaratıcı yönetmeni Frida Giannini. Tom Ford iflasa doğru giden ağırbaşlı İtalyan markası Gucci’ye hayat öpücüğü vererek markayı heyecan verici bir hale getirdiğinde, Giannini onun asistanlarından biriydi. Aslında hep aktör olmak istediğini söyleyen, çekiciliği ve karizması da bir aktörden az olmayan Ford; sahne ışıklarına tutkusunu Gucci çatısı altında bir nebze tatmin etti. Yarattığı seksi Gucci kadını Madonna ve Gwyneth Paltrow gibi kadınlarda hayat bulurken, Ford da en az onlar kadar ilgi çekiyordu. Moda dünyasının 2000’lerdeki kuyruklu yıldızı hiç kuşkusuz Tom Ford’du.

MODADAKİ EN AVRUPAİ AMERİKALI

49 yaşındaki Tom Ford, moda dünyasındaki ilk dikkate değer deneyimini 1988’de Amerikan spor markası Perry Ellis’te yaşadı. Gerçek bir Teksaslı olmasına rağmen Amerikan tarzını hep biraz bayağı buluyor ve rafine Avrupa zevkini yüceltiyordu. Sonunda dileği gerçekleşti ve 1990’da Gucci’de işe başladı. Yaklaşık beş yıl sonra moda evinin kârını yüzde 90 artırdı. O zamanlar serbest stilistlik yapan Fransız Vogue’nun başındaki Carine Roitfeld ve fotoğrafçı Mario Testino ile ses getiren süper seksi reklam kampanyalarına imza attı. 1999 yılında, Gucci’nin yanı sıra Yves Saint Laurent’nin de yaratıcı yönetmeni olmuştu. Bu arada kârlılık rekorları kırmakla kalmıyor, onlarca ödülü de kucaklıyordu. 2004’te Gucci grubuyla yollarına ayırarak kendi aksesuvar, makyaj, parfüm ve erkek giyim markasını kurdu.
Kimilerine göre ticarete kafası iyi çalışan bir moda dahisi olan Tom Ford’un sinema merakını bilmeyen yok. Hemen her röportajında aktör olma isteğini dile getiriyordu getirmesine ama, kimse onda iyi bir yönetmen kumaşı olduğunu kestiremiyordu. En az giydiği jilet gibi takım elbiselerinki kadar kaliteli bir kumaş...

ORTA YAŞLI YALNIZLIĞI ANLATTI

2005’te “Fade to Black” adlı bir yapım şirketi kuran Tom Ford uzun zamandır kendi yazdığı senaryolar üzerinde çalışıyordu. Sonunda İngiliz yazar Christopher Isherwood’un “A Single Man” romanını beyazperdeye aktarmaya karar verdi. Bu iddialı roman, 1960’lı yıllarda eşcinsellik henüz büyük bir toplumsal tabuyken yazılmıştı. Dönemin Los Angeles’ında yaşayan eşcinsel bir İngiliz edebiyatı profesörünün 16 yıllık sevgilisini bir kazada kaybettikten sonrakini yalnızlığı anlatıyordu.

Tom Ford’un kendine özgü yalın bir zarafeti yansıttığı filmde İngiliz profesör George Falconer rolünde Colin Firth var. İlişkilerini gizlemek zorunda kaldığı sevgilisi Jim’i de geri dönüşlerle Matthew Goode canlandırıyor.

Jim’i kaybettikten sonra derin bir orta yaş bunalımı yaşayan Falconer; hem yaşamla, hem kaybıyla, hem de yalnızlığıyla hesaplaşır. Bu sırada yanında hep, bir dönem birlikte de olduğu en yakın arkadaşı Charley (Julianne Moore) vardır. Güzel oyuncunun, George’a duyduğu derin tutkuyu, perdede elle tutulur bir hale getirdiği konusunda herkes hemfikir.

BÜYÜMÜŞ DE KALP ÇALIYOR

Fakat “A Single Man”in en büyük sürprizi ne Oscar’a aday olan Colin Firth, ne de harikalar yaratan Julianne Moore. George’un herkesten gizlemeye çalıştığı acısına merhem olmasını istediği Amerikalı öğrenci rolündeki Nicholas Hault. Ateş saçan gözleriyle ve küstah varlığıyla filme cazibe katan Hault’u “Bir Erkek Hakkında” (About a Boy) filminden hatırlamak mümkün. 2002’de çevrilen bu filmde Hugh Grant’in 12 yaşındaki bilmiş arkadaşını oynuyordu. Şimdi 20 yaşında; entelektüel erkeklerin ve güzel kadınların kalbini çalıyor.

A Single Man’in Colin Firth’e ilk kez aday gösterildiği Oscar’ı kazandırma şansı biraz düşük. Fakat estetik duygusu yüksek, iyi çekilmiş bir filmde hayatının rolünü oynama fırsatı verdiği de bir gerçek. Toplumsal kurallar yüzünden sevgilisinin yasını bile tutamayan bir adamın sessiz kahramanlığını unutulmaz bir şekilde resmediyor. 1090’lı yıllarda hedonizm bayrağını tepeye diken ve şıklığına rağmen her zaman biraz yüzeysel bulunan Tom Ford’un, kederi böyle derin anlatabilmesi çok şaşırtıcı bulundu.

Görsel diliyle de övgü toplayan filmin bir diğer başarısı; “acı dolu korkunç şeyleri” güzellik ve zarafetle aktarabilmesi. Bu güzelliği aşırı bulup, filmi fazlaca uzun bir erkek parfümü reklamına benzeten de oldu tabii. Arianne Phillips’in mükemmel giysi tasarımlarının “En İyi Kostüm” dalında Oscar’a aday gösterilmesiyse kimseyi şaşırtmadı.


Telif hakkı © 2007-2010 Buyukpazaryeri. Tüm haklar saklıdır. Kullanım Şartları Gizlilik Politikası